Sağlıklı Yaşama Merhaba Deyin!

Adres:

Çamlıtepe Mah, TPAO Bulvarı No:265, 72070 Merkez / Batman

Metabolik Cerrahi (Diyabet Cerrahisi) Nedir?

Metabolik Cerrahi (Diyabet Cerrahisi) Nedir?

Şeker hastalığı olarak da bilinen diyabet son yıllarda birçok kişinin hayatını olumsuz etkilemektedir. Diyabet hastalığını yaşayan kişiler için ilaç tedavisinin yanı sıra cerrahi işlemler de kullanılmaktadır. Bu işlemlerden biri de metabolik cerrahidir. Diğer yandan metabolik cerrahi işlemini diyabet hastalığı, kilo fazlalığı, tansiyon yüksekliği ve kolesterol seviyelerinin yüksekliğiyle seyreden metabolik sendromun ameliyatla tedavi edilmesi olarak da ifade etmek mümkündür.

Metabolik sendrom vücutta ciddi hasarlara yol açabilmektedir. Şeker hastalarında hastalıkları boyunca kalp krizi, görme sorunları, böbrek sorunları ve felç gibi hayatını etkileyecek önemli sorunlar ortaya çıkmaktadır. Hastalıkta tanı öncesinde damar hasarı başladığı için hastalığın tanıdan 2-3 yıl önce başlamış olduğu kabul edilmektedir. Şeker hastalığında şeker hastalarının yaklaşık yüzde 90’ı tip 2 diyabetlilerden oluşmaktadır. Bu diyabet formunda, vücut yeterli miktarda insülin üretmez veya vücuttaki hücreler insülin kullanmazlar. Vücudun enerji üretmek için glikoz veya kan şekeri kullanması gerekir. Bu işlemler için ise insülin gereklidir. Sonuç olarak, glikoz, hücrelere girmek yerine tahrip edebileceği kanda oluşur.

Tip 2 şeker hastalığının geleneksel tedavisinde fazla kiloları vermek, sağlıklı bir diyet yapmak ve düzenli egzersiz yapmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri vardır. Bu değişiklikler hastalıkta yeterince gelişme sağlamadığı zaman ise ilaçlarla tedavi devam etmektedir. Bu ilaçlar  da etkili olmazsa kişinin insülin alması gerekmektedir.

Diyabet Cerrahisi Nasıl Yapılır?

Genellikle şeker hastalığına yönelik bu geleneksel tedaviler işe yaramaz ve hastalar uzun süreli komplikasyon riski taşır. Bu nedenle metabolik cerrahi devreye girmekte ve hastalar için umut vadetmektedir. Metabolik cerrahinin tip 2 diyabeti hafifletildiği tespit edilmiştir. Bu yöntemle ince bağırsağın son kısmı, başlangıç kısmının yakınına yerleştirilmekte ve mideden çıkan gıdalar direk olarak ince bağırsağın ilk ve son kısmından ilerlemektedir.

Tip 2 diyabet çoğu zaman önde gelen ölüm nedenidir ve kalp hastalıkları, inme ve böbrek yetmezliğinden kaynaklanan morbidite ve mortaliteye önemli bir katkıda bulunur. Her yıl milyonlarca insan tip 2 diyabetin etkilerinden ölmektedir. Bariatrik cerrahideki ilerlemelerle, bu bireylerin birçoğu kurtarılabilir ve daha iyi bir sağlık ve yaşam kalitesi ile yaşayabilir.

Bariatrik cerrahi kesinlikle riskli olsa da, uzun süreli devam eden diyabet riski çoğu hasta için cerrahi işlem riskinden daha ağır basmaktadır. Bu nedenle diyabet cerrahisi doğru bir tercihtir. Metabolik cerrahi ile uzun vadede şeker ilaçlarının bırakılması mümkündür.

Çocuklarda Obeziteyi Önleme

Çocuklarda Obeziteyi Önleme

Obezite, yaşamın ilerleyen dönemlerinde potansiyel olarak ölümcül komplikasyonlara neden olabilecek ciddi bir sorun olabilir.  Çocukluk çağı obezitesi, çocukları ve gençleri etkileyen ciddi bir tıbbi durumdur. Çocuklarda obezite özellikle rahatsızlık vericidir çünkü ekstra kilolar çocuklarda yetişkin problemleri olan diyabet, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi sağlık sorunlarına neden olabilir. Çocuklarda obeziteyi önleme konusunda en iyi stratejilerinden biri, tüm ailenizin beslenme ve egzersiz alışkanlıklarını iyileştirmektir. Çocukluk obezitesinin tedavisi ve önlenmesi, çocuğunuzun sağlığını şimdiki zamanda ve gelecekte korumaya yardımcı olur.

Çocuklarda Obeziteye Neden Olabilecek Risk Faktörleri

Çoğu faktör çocuklarda aşırı kilolu olma riskini artırır. Bu faktörler şu şekildedir:

Beslenme: Hazır yiyecekler ve fırınlanmış ürünler gibi yüksek kalorili yiyecekleri düzenli olarak yemeniz çocuğunuzun kilo almasına neden olabilir. Şeker ve tatlılar da kilo alımına neden olabilir.

Egzersiz eksikliği: Fazla egzersiz yapmayan çocukların kilo almaları daha olasıdır çünkü çok fazla kalori yakmazlar.

Genetik: Çocuğunuz aşırı kilolu bir aileden geliyorsa, kilo alma olasılığı daha yüksektir. Bu özellikle yüksek kalorili yiyeceklerin her zaman mevcut olduğu ve fiziksel aktivitenin teşvik edilmediği bir ortamda oluşur.

Psikolojik faktörler: Aile stresi, çocuğun obez olma riskini artırabilir. Bazı çocuklar problemlerle başa çıkmak ya da stres gibi duygular ile uğraşmak ya da can sıkıntısıyla mücadele etmek için çok fazla yemek tüketebilir.

Obezitenin etkilerini azaltabilen belirli yaşam tarzı değişiklikleri söz konusu olsa da, çocukluk çağında bu sorunun önlenmesiyle baş etmek en iyisidir. İşte çocuk obezitesinin başlamasını nasıl önleyeceğinizle ilgili bazı ipuçları.

İyi Bir Örnek Olun

Çocuklar her şeyden önce örnekle öğrenirler ve bir çocuğun hayatında en büyük farkı bu şekilde gerçekleştirebilirsiniz. Obezite söz konusuysa, çocuklarınıza sağlıklı yemekler tüketerek iyi beslenme alışkanlıklarına uyum göstermelerini sağlamak için öncelikle siz ona iyi bir örnek olduğunuzu göstermeli ve sizi örnek almasını sağlayarak, beslenme alışkanlıklarının gelişmesini izlemelisiniz.

Olumlu Olun

Birçok kişi yalnızca sağlıklı beslenmenin olumsuz yönlerine  odaklanma eğilimindedir. Beslenme şeklinizi geliştirmeye çalışmak, düşündüğünüzden çok daha zor olabilir. Çocuklarınız için sağlıklı beslenme ve iyi görünme ya da daha enerjik olma durumlarının arasındaki bağlantıyı göstermeniz ve onları motive etmeniz önemlidir.

Eğer çocuklarınız sağlıksız besinlere yöneliyorlarsa onlara kızmak yerine anlamaya çalışmalı ve tüketmek istedikleri besinin zararlarından bahsederek ona bilgi verebilirsiniz.

Sabırlı Olun

Bir çocuğun büyüdükçe kilosunun değişeceğinin farkında olun. Çocuğunuzun neye benzeyeceğini çok fazla kontrol etmeyin, çünkü bu durum bir yeme bozukluğu geliştirme riskini doğurabilir. Çocuğunuzun yeme alışkanlıklarını öğrenin ve daha sağlıklı yeme alışkanlıklarını sabırla takip edin.

Herkesin beden, farklıdır ve gerçek şu ki bazı insanlar diğerlerinden daha fazla obezite riski altındadır. Bununla birlikte, çocuğunuzun sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmesini sağlamak için odaklanmış, özenli bir çaba harcamanız en mantıklısıdır.

Obezite ve Tip 2 Diyabet Bağlantısı

Obezite ve Tip 2 Diyabet Bağlantısı

Obezite, birçok hastalığı da beraberinde getiren bir sağlık sorunudur. Kalp hastalıkları ve bazı kanser türleri başta olmak üzere, birçok yeni sağlık problemini ortaya çıkarabilir. Obezite, sadece fiziksel zararlarla sınırlı kalan bir hastalık değildir. Psikolojik olarakta insanın sağlığına ciddi zararlar verebilen bir hastalıktır. Kalp hastalığı, felç riski, bazı kanser türleri, karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları, yüksek tansiyon ve tip 2 diyabet başta olmak üzere onlarca sağlık problemine davetiye çıkarır. Birkaç kilo almak kısa vadede büyük bir sorun gibi gözükmese de, uzun zaman içinde aşırı kiloya sebep olabilir. Yavaş yavaş ortaya çıkan sinsi bir hastalık olan obezite, erken aşamadayken tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Eğer bu hastalığı ciddiye almazsak, zamanla vücudumuzdaki kilo artacak ve önlenmesi daha zor hale gelecektir.

Obezite ve Tip 2 Diyabet  bağlantısı ise şöyledir; Yapılan araştırmalara göre tip 2 diyabet hastalığına sahip olan hastaların %80'i civarı aşırı kilolu veya obez insanlardır. Bu tabloya bakarak, obezitenin çok ciddi bir ihtimalle tip 2 diyabetle birlikte geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Obezite hastalığından muzdarip insanların nasıl tip 2 diyabete yakalandıkları halen araştırması süren konulardandır. Ortaya çıkan bulgulara göre aşırı kilolara sahip olmak, hücrelerin insüline dirençli hale gelmesine neden olarak tip 2 diyabetin ortaya çıkışına sebep olabilir. İnsülin direnci olan insanlarda kan şekeri hücreler tarafından alınamaz ve neticesinde yüksek kan şekeri meydana gelir. Kan şekeri sürekli yüksek seyrederse insülin üreten hücrelerin daha fazla yorulacağını da unutmamak gerekiyor. Bu bilgiler ışığında obezite hastası olan bir insanın tip 2 diyabet hastası olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu belirtebiliriz.

Yüksek kiloya sahip bireylerin tip 2 diyabet riski altında olduğunu aklımızda bulundurmalıyız. Eğer yüksel kiloya sahipsek bir an evvel kilo vererek tip 2 diyabete yakalanma riskini de en aza indirgemiş oluruz. Eğer halihazırda tip 2 diyabet hastalığından muzdaripseniz de hareketli bir yaşam tarzını benimseyip, kilo verediğiniz zaman kan şekeri seviyeniz yüksek ihtimalle normale dönecektir. Hareketli bir yaşam sürmek ve spor yapmak diyabet hastalarının kullanmakta olduğu ilaç sayısını da azaltacaktır. Örneğin haftada 2.5 saatlik tempolu yürüyüş yapmak obeziteye karşı bir önlem olurken aynı zamanda tip 2 diyabet riskini de ciddi anlamda azaltır.

Gastrik Bypass Sonrası Beslenme

Gastrik Bypass Sonrası Beslenme

Gastrik Bypass ameliyatı geçiren hastalar, gastrik bypass sonrası beslenme tarzlarının nasıl olması gerektiğine dair  hekimleri tarafından çok sıkı telkinlere maruz kalırlar. Hekimin temel amacı, obezite ameliyatı olmuş hastanın yeme alışkanlıklarının pozitif olarak değiştirilmesidir. Yani obeziteye yol açan sağlıksız ve kalorili gıdalarla beslenme alışkanlığı yerine, sağlıklı ve kalorisi düşük yiyeceklerle beslenme alışkanlığı kazandırmaktır. Bu ameliyat türü yıllar boyunca tıbbın ilerlemesi ile çeşitli değişiklikler geçirmiştir. Hekiminiz bu ameliyat sonrası size kaç öğün yemeniz gerektiğini ve öğünlerde ne kadar besin tüketmeniz gerektiğini net olarak açıklayacaktır.

Gastrik Bypass sonrası diyetinizi hekim kontrolünde ve düzenli şekilde takip etmek, güvenli ve sağlıklı bir şekilde kilo vermenizi sağlayacaktır. Gastrik Bypass sonrası yediğimiz gıdalara dikkat etmenin ana sebeplerinden biri de, ameliyat sonrası midenin iyileşme süresini kısa tutmaktır. Sağlıksız ve uygun olmayan gıdalarla beslenmek, operasyon sonrası midedeki iyileşmeyi yavaşlatacaktır. Yine aynı şekilde ameliyat sonrası ve daha ileriki yıllarda midenin güvenli bir şekilde sindirip zarar görmeyeceği ve tekrar kilo aldırmayacak şekilde beslenmeye adapte etmektir. Ameliyat sonrası görülebilecek çeşitli komplikasyonları önlemek için de, Gastrik Bypass sonrası hekim kontrolünde diyet yapılmalıdır diyebiliriz.

Genellikle çok aşamalı bir süreçle uygulanan bu diyet, hastaların bireysel durumuna göre de değişebilir. İlk başlarda sıvı yiyecek tüketilmesi tavsiye edilir, daha sonra ise yavaş yavaş katı yiyeceklere geçilir. Vücudunuzun iyileşme hızına göre bu geçiş daha erken veya daha geç olabilmektedir. Ameliyattan hemen sonra sadece sıvı gıdalar tüketmeniz tavsiye edilir. Süzülmüş çorba çeşitleri, kafein içermeyen içecekler, gaz içermeyen içecekler gibi gıdalar tüketilebilir. Birkaç gün bu şekilde beslenmenin ardından, püre haline getirilmiş yiyecekler yenmeye başlanabilir. Yumuşak bir macun kıvamına getirdiğiniz yumurta, süzme peynir, yumuşak ve pişmiş sebzeler tüketebilirsiniz, ancak hepsinin macun kıvamına getirildiğinden emin olmanız gerekmektedir. Bu diyetten yaklaşık iki ay kadar sonra ise, normal beslenmeye yavaş yavaş dönmeye başlayabilirsiniz. Tabiki bu herşeyi yiyebileceğiniz anlamına gelmemektedir. Kızarmış yiyecekler, ekmekler, patlamış mısır, gazlı içecekler gibi şeyler kesinlikle tüketilmemelidir. Daha detaylı bilgiyi hekiminiz size mutlaka verecektir.

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch Gastrik Bypass, Biliopankreatik Diversiyon, Duodenal Switch Gastrik Bypass, diyabet, Obezite, Obezite Cerrahisi, Tip 2 Diyabet, mide ameliyatı

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch Gastrik Bypass

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch Gastrik Bypass operasyonu, iki aşamadan oluşan bir operasyondur. İlk aşamada midenin bir kısmını çıkarılarak, daha küçük bir mide kesesi oluşturulur. Yeni mide tüpe benzeyen bir şekildedir ve boyut olarak normal midemizden daha ufak ebatlardadır. Bu işlemin ardından ince bağırsak bölünerek, midemize beslenme kanalı olacak şekilde birleştirilir. Yerleştirilen bölüme duodenum adı verilir. Distal adı verilen ince bağırsağın son kısmı ise yeni oluşturulan küçük midenin çıkışına bağlanır. Bunun neticesinde hasta yemek yediği zaman aldığı besinler, tüpe benzer bir şekli olan mide torbasından geçerek direkt olarak son bölüme boşalır. İnce bağırsağın dörtte üç kadar bir bölümü yiyecek akışı tarafından işlevsiz hale gelir. Yağ ve proteinlerin parçalanıp emilmesi için gereken safra ve pankreas enzimleri taşıyan kısım atlanmış olacaktır.

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch Gastrik Bypass ilk olarak vücudumuza giren gıda miktarını azaltmaya yardımcı olur. Bu etki ameliyattan sonraki zamanlarda azalarak, hastaların normal şekilde gıda tüketmesi mümkün hale gelir. Diğer ameliyatlardan farkı bağırsağı da içine alan bir operasyon olmasıdır. Bağırsağın ciddi bir bölümü yiyecek akışı tarafından atlanılmış olur. Bunun temel nedeni, vücut enzimlerimizle karışmayan besinler protein ve yağ emiliminin azaltılmasıdır. Bu da düşük kalori olarak bize geri dönecektir. Bu bariatrik operasyon, diğer obezite alanında yapılan cerrahi müdahaleler ile benzer şekilde, bağırsaksal hormonları, açlık ve tokluk kan şekerini etkileyen bir operasyondur. Diyabet açısından diğer bariatrik operasyonlara kıyasla en etkili cerrahi müdahale olduğunu söylemekte yanlış olmayacaktır.

Diğer obezite operasyonlarından daha fazla kilo kaybına sebep olduğunu rahatlıkla belirtebiliriz. Hastalar, operasyondan bir süre sonra normal bir şekilde beslenmelerine devam edebilirler. 5 yıllık bir süreçte %60 ila %70 civarında bir kilo kaybı mümkündür. Bu rakam hastanın takibine ve düzenli beslenmesine göre artış veya azalma gösterebilir. Bu cerrahi müdahalenin, yağ emilimini yüzde yetmişten fazla azalttığı gözlemlenmiştir. Bağırsak hormonlarında pozitif değişimlere neden olarak, iştahın azalmasına ve tokluğun artmasına sebep olur. Diğer tedavi yöntemlerine nazaran, daha uzun hastanede kalış süresi gerektirdiğini de aklımızda tutmamızda fayda var.

Obezite ve Yüksek Tansiyon Bağlantısı

Obezite ve Yüksek Tansiyon Bağlantısı

Hipertansiyon ya da halk arasındaki adıyla yüksek tansiyon hastalığı, dünya çapında milyonlarca insanın muzdarip olduğu ve en çok görülen sağlık sorunlarından birisidir. Obezite ise yüksek tansiyonun yanı sıra, diyabet, böbrek ve kalp sıkıntıları ile birlikte gelen bir hastalıktır. Yapılan araştırmalar neticesinde 2025 yılına kadar, tüm dünya genelinde tam 1.5 milyar civarı insanın yüksek tansiyon hastalığına yakalanacağı ortaya çıkarılmıştır. 90'lı yılların sonundaki hasta sayısı ile kıyaslandığı takdirde %60 bir artış söz konusudur. Yüksek tansiyon hastalığı sadece kalbi etkilemez, böbrekler ,gözler ve tüm damar sistemini etkileyen ciddi bir sağlık problemidir. Obezite ve yüksek tansiyon bağlantısı detaylı şekilde anlatılacaktır.

Yapılan araştırmalar göre, yüksek tansiyon hastalığının son yıllardaki bu denli artmasının arkasında yatan sebep olarak obezite gösterilmektedir.  Aşırı kilo yani obezite ile yüksek tansiyon arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu söylemek mümkündür. Günümüzde 1 milyardan fazla insanın aşırı kilolu olduğu tahmin ediliyor. Bu rakamın 300 milyondan fazlası ise aynı zamanda yüksek tansiyon hastası. Özellikle gelişmiş ülkelerde toplumların ciddi bir bölümü obezite hastasıdır. Kalp yetmezliği, tip 2 diabet ve yüksek tansiyon hastalığı obezitenin ortaya çıkardığı sağlık problemlerindendir. Kalp krizi riski, felç riski, kalp hastalığı riski obezite hastalarında, sağlıklı insanlara göre ciddi şekilde artmaktadır. Yüksek tansiyonun ana nedeni olarak obeziteyi göstermekte mümkündür. İnsanlarda yüksek tansiyon görülmesinin ana sebebinin %70 oranında obezite ile bağlantılı olduğu bilimsel çalışmalar neticesinde kanıtlanmıştır.

%5 Oranında bir kilo alımı neticesinde, yüksek tansiyona yakalanma riskimiz tam %30 oranında artmaktadır. İdeal kiloda olan insanların kan basınçları da normal düzeyde olacağından aşırı kilolulara göre daha az risk kapsamında bulunmaktadırlar. Yüksek tansiyon hastalığına sahip olan obezite hastalarında, böbreklerdeki sodyum emiliminin artması neticesinde kan hacminde de bir artış olduğu gözlemlenmiştir. Obezite ile birlikte gelen yüksek tansiyon böbrekleri, kalbi doğrudan etkiler. Egzersiz yapıp düzenli beslendiğimiz zaman obezite riski azalacaktır. Bunun sonucu olarak yüksek tansiyon riski de en aza inmiş olur.

Ameliyat Sonrası Vitamin ve Mineral Takviyesi

Ameliyat Sonrası Vitamin ve Mineral Takviyesi

Bariatrik cerrahi, kilo veren hastaların bu yolculuğuna eşlik eden en önemli cerrahi dallarındandır. Obezite sonrası yeni başlangıcınızda, bariatrik cerrahinin yeri büyüktür. Bu hastalık ömür boyu süren bir hastalıktır ve kalıcı olarak herhangi bir ilaç, ameliyat veya diyet ile tedavi edilmesi ne yazık ki mümkün değildir. Ancak, obezite ameliyatı sonrası kendinize dikkat ettiğiniz sürece, sağlıklı bir yaşam sürmeniz mümkündür. Beslendiğiniz gıdalara dikkat etmek, hareketli ve aktif bir yaşam sürmek, hekiminizin önerilerini dikkate alarak düzenli aralıklarla kontrole gitmek sağlıklı yaşam için kapıları size sonuna kadar açacaktır.

Ameliyat sonrası vitamin ve mineral takviyesi'ne bağlı olmanız gerekmektedir. Ömür boyu kullanmanız gereken bazı ilaçlar verilebileceğini de unutmayın. B12, kalsiyum, multivitaminler gibi vitamin ve mineral türleri bu takviye ilaçlara örnek olarak sunulabilir. D vitamini, kalsiyum takviyesi, multivitaminler ve bazen de demir ve B12 vitamini takviyeleri genel olarak bu operasyonlar sonrası hekimler tarafından hastalarına verilirler. Bu işlemlere ek olarak bazen de yağda çözünen vitaminler ek olarak hastaya verilebilir. Bu tür vitamin ve mineral takviyeleri genellikle hekimler tarafından hastaya ömür boyu kullandırılır.

Hastaların birçoğu günde 60 ile 80 gram arası protein alır ancak istisnalar da bulunmaktadır. Bazı hastalara ameliyat türlerine ve metobolizmalarına göre daha farklı protein takviyeleri yapılabilir, bu konuda ayrıntılı bilgiyi hekiminiz size verecektir. Protein ağırlıklı beslenmek daha uzun süreli tokluk hissine neden olur. Protein içeren besinleri her öğüne dahil ederseniz, bir dahaki öğüne kadar daha az acıkırsınız. Kas kütlelerinizi korumak için, kilo verme döneminizde proteine ihtiyacınız vardır. Eğer ameliyat sonrası yeterli protein alamazsanız, vücut gereken proteini kaslarınızdan alacaktır ve bu  da kaslarınızın erimesine neden olacaktır. Vücudumuz depolanmış yağı yakmak için sıvıya ihtiyaç duyar. Ameliyat sonrası yanınızda sürekli su bulundurmanızda fayda olduğunu da aklınızda bulundurmalısınız. Su, vüdudumuzun çalışması için ihtiyaç duyulan en önemli maddelerden biridir. Baş ağrısı, baş dönmesi gibi belirtiler yeterli su alınmadığının işareti olabilir. Ameliyat sonrası su tüketimine dikkat etmeniz, sağlıklı kilo vermeniz için çok önemlidir.

Bariatrik Cerrahi Hakkında Yanlış Bilinenler

Bariatrik Cerrahi Hakkında Yanlış Bilinenler

Modern toplumlarda hızla artan obezite oranı, beraberinde bariatrik cerrahi operasyonlarını da getirmektedir. Ancak bu operasyonlar hakkında insanlar tarafından sıkça yanlış fikirlere kapıldığı da bir gerçektir.

Obezite Cerrahisi
Obezite Cerrahisi

Obezite operasyonu geçiren kişilerin kısa süre sonra tekrar kilo aldığı söylenir. Ancak yapılan araştırmalara göre hastaların birçoğu ameliyattan sonra tekrardan yüksek kilolar almazlar. Hastaların yüzde elli kadarlık bir kısmı operasyondan bir süre sonra düşük miktarda kilolar alabilmesine rağmen, ameliyat öncesi dönemdeki kilolarına dönen hasta sayısı çok değildir. Yani bariatrik operasyon sonrası tekrardan aşırı kilolu olan hasta sayısı çok azdır.

İnsanların vücut kitle endeksi arttıkça ömürlerinin azaldığı bilimsel bir gerçektir. Obezite hastalarında görülen tip 2 diyabet, yüksek tansiyon ve bunun gibi birçok hastalık bariatrik operasyonlar sonrası ölme riskinden daha fazladır. Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre her bin hastadan yaklaşık bir tanesi bariatrik operasyonlar neticesinde hayatını kaybetmektedir. Bu oran kalça protezi ameliyatı ile hayatını kaybeden hastaların oranından bile daha az bir orandır. Obezite hastalarının kötü sağlık durumları olsa da bariatrik operasyonlar sonrası hayatlarını kaybetme riskleri son derece düşüktür diyebiliriz.

Obezite Cerrahisi
Obezite Cerrahisi

Bariatrik operasyonlar, kalori alımını azaltarak, vücuda giren besin miktarının düşük tutulmasını hedefler. Bunun sonucunda bağırsaktan vücuda  giren vitamin ve mineral oranı yetersiz kalabilir. Vitamin ve mineral akviye ilaçları ile tedavi edilen hastaların bu eksiklikleri giderilebilir.Sık sorulan sorulardan biri de özellikle tüp mide ameliyatı sonrası vücudumuzda kalan titanyum staplerler MR cihazı gibi metale duyarları makinelerde sorun olur mu? Sorusudur. Bariatrik cerrahi operasyonlarında kullanılan tüm staplerler nonferromagnetiktir yani paslanmaz çeliğin manyetik alanından etkilenmeyecek yapıdadırlar. 3 Tesla ve altında olmak kaydıyla hiçbir MR cihazında sorun çıkarmayacaklardır. Bu staplerleri taşıyan hastalar da MR çekiminde herhangi bir zarar görmezler. Ancak şunu da belirtmekte fayda var ki MR çekilirken bu malzemelerin bir takım görüntü parazitlenmelerine yol açabileceği de ihtimal dahilindedir. Kısacası herhangi bir bariatrik ameliyat geçirmiş insanların MR cihazına girerken sağlık açısından endişeleneceği herhangi bir durum yoktur.