Sağlıklı Yaşama Merhaba Deyin!

Adres:

Çamlıtepe Mah, TPAO Bulvarı No:265, 72070 Merkez / Batman

Obezite Cerrahisi Sonrası Gebelik Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Obezite Cerrahisi Sonrası Gebelik Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Obezite cerrahisi sonrası ve öncesi gebelikle alakalı birçok merak edilen konu bulunmaktadır. Ancak öncelikle söylemek gerekir ki obezite cerrahisi sonrasın hamilelik çok daha güvenlidir. Ameliyattan sonra anneler hala şişman olsalar bile, sonuçlar ameliyat geçirmeden öncesine göre daha iyidir.

Genellikler kadın hastalar, obezite cerrahisi sonrasında 12 ay içinde hamile kalmamalıdır. Bu kilo kaybı döneminde beslenme eksiklikleri olasılığı nedeniyle tavsiye edilmemektedir. Bariatrik cerrahi sonrası 12 ayda, stabil bir kiloya ulaşmalı ve bebeğinize sağlıklı bir hamilelik için yeterli beslenme sağlayabilmelisiniz.

Obezite, infertilitenin en önemli nedenidir. Bariatrik cerrahi geçiren ve obeziteye bağlı infertilite sorunları olan kadınlar, ilk kez yıllarca düzenli olarak yumurtlamaya başlayabilirler. Polikistik over sendromuna (PKOS) sahipseniz, metabolik ve üreme anormallikleriniz ameliyat sonrası çözülebilir ve doğurganlığınız düzelir.

Sağlıklı Bir Hamilelik İçin Neler Yapabilirsiniz?

Sağlıklı seçimler yapmak sağlıklı bir hamileliği destekleyebilir. Sağlıklı beslenmek ve aktif olmak yapabileceğiniz en önemli şeylerden ikisidir.

Obezite ameliyatı geçiren bazı kadınlar, diyetlerinin hamilelik için besin açısından yeterli olmadığından endişelenebilir. Hamilelik sırasında ekstra gereksinim olmadığından, genellikle dengeli ve besleyici diyet iyidir.

Bununla birlikte, bazı kadınlarda hamilelik sırasında sorun yaratan beslenme eksiklikleri vardır. Kilo kaybı ameliyatı, vücudunuzun folik asit, kalsiyum, B12 vitamini ve demir gibi bazı besin maddelerini emmesini zorlaştırabilir.

Siz ve bebeğinizin yeterli besinleri aldığından emin olmak için obezite cerrahisi sonrası düzenli olarak doktorunuzu ziyaret etmelisiniz.  Obezite cerrahisi sonrası yüzme ve yürüyüş iyi seçimlerdir. Hamile kalmadan önce çok aktif değilseniz, yavaşça daha aktif hale gelmeniz gerekmektedir.

Bariatrik cerrahi geçiren kadınlar, istenen kilo kaybını sağlamak için çok çalıştıkları için hamilelik sırasında kilo alma konusunda endişeli olabilirler. Bu sizi rahatsız ediyorsa, doktorunuzla konuşun.

Obezite Cerrahisi Sonrası Emzirebilir Miyim?

Cerrahi emzirme yeteneğinizi etkilemez. Bu nedenle bebeğinizi emzirebilirsiniz. Vücudunuzda düşük seviyelerde besin veya vitamin varsa, anne sütünüzde de düşük olabilir. Bariatrik cerrahi geçiren birçok kadın hala kilolu veya obezdir ve bu laktojenezi geciktirebilir (süt oluşumu).

Obezite Cerrahisi Bebeğe Etki Eder Mi?

Doktorunuz tarafından tavsiye edilen uygun beslenme ve vitamin / mineral takviyesi sunan bir diyete devam ederseniz, obezite cerrahisi, çocuklarda büyüme veya gelişim sorunlarına neden olmaz.

Bebeğinizin her türlü problemini ortadan kaldırmak ve çocukluk çağı obezitesine maruz kalmamasını sağlamak için sağlıklı ve dengeli bir beslenme düzeni önemlidir.

 

Obezite Bir Hastalık Mıdır?

Obezite Bir Hastalık Mıdır?

Obezite Bir Hastalık Mıdır? Obezite, aşırı yeme ve kendi kendini kontrol yetersizliğinden kaynaklanan kozmetik bir mesele olarak kabul edilmemektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Ulusal ve Uluslararası tıbbi ve bilimsel toplumlarla birlikte, obeziteyi birçok çevresel ve genetik faktörden kaynaklanan kronik ilerleyici bir  hastalık olarak görüyor. Obezite hastalığı yalnızca ekonomi açısından değil, aynı zamanda bireysel ve toplumsal sağlık, uzun ömür ve psikolojik refah bakımından da aşırı maliyetlidir. Doğası gereği, obezite yaşam boyu sürecek bir muamele ve kontrol gerektirir.

Obez ve aşırı kilolu terimleri bir kişinin kilosunu sağlıklı olarak kabul edilenden daha fazla olduğu zaman tarif etmek için kullanılan terimlerdir, ancak tam olarak aynı şeyi ifade etmemektedirler.

Obezite, tıbbi tedavi için yeni stratejilere ihtiyaç duyan en yaygın, kronik hastalıklardan biridir. Obezite aşırı yağ dokusu olarak tanımlanır. Aşırı yağ dokusunu belirlemek için birkaç farklı yöntem vardır. En yaygın olanı kilo ve boy arasındaki bir orantı olan vücut kitle indeksini (VKİ), dolaylı bir ölçüt olarak değerlendirerek. VKİ 25 ile 29,9 arasındaysa aşırı kilolusunuz demektir. VKİ 30 ya da daha yüksekse obez sayılırsınız. Yağ hücresi bir endokrin hücredir ve yağ dokusu bir endokrin organdır. Bu nedenle, yağ dokusu metabolitleri, sitokinleri, lipitleri ve diğerleri arasında koagülasyon faktörleri de dahil olmak üzere bir dizi ürünü salgılar. Belirgin derecede aşırı yağlanma ya da obezite, dolaşımda olan yağ asitleri ve iltihaplanmanın artmasına neden olur. Bu, insülin direncine yol açabilir ve bu da tip 2 diyabete neden olabilir.

Obezite dünyada artmaya devam eden bir sorun haline gelmiştir. Obeziteye sahip insanlar için, yalnızca yaşam tarzı değişikliklerine dayanan kilo verme işlemi gerçekleştirmek çok zor olabilir ve bunun devam ettirilmesi daha zor olabilir. Obezite tedavileri için ek araştırma ve geliştirme çabalarına ihtiyaç duyulmaktadır.

Obeziteyi başka hastalıklara neden olan bir hastalık olarak tanımlamak mümkündür. VKİ oranlarına göre obezite şu şekilde tanımlanabilir;

  • VKİ: 25-29,9 – Fazla kilolu
  • VKİ:30-39,9 – Obez
  • VKİ: 40 ve üzeri – Morbid obez

Obezite Ne Kadar Yaygındır?

WHO’ya göre, dünya nüfusunun yüzde 65’i, fazla kilolu ve aşırı şişmanlığın fazla kilolu insanları öldürdüğü ülkelerde yaşıyor. Dünyada yaklaşık 500 milyon yetişkin obeziteden etkileniyor.  Obezite, güçlü bir genetik bileşen içeren çok faktörlü bir hastalıktır. Bir genetik zemin üzerine hareket etmek, yağ birikimi ve kilo artışı sağlayan hormonal, metabolik, psikolojik, kültürel ve davranışsal faktörlerinin bir sonucudur.

Metabolik Cerrahi (Diyabet Cerrahisi) Nedir?

Metabolik Cerrahi (Diyabet Cerrahisi) Nedir?

Şeker hastalığı olarak da bilinen diyabet son yıllarda birçok kişinin hayatını olumsuz etkilemektedir. Diyabet hastalığını yaşayan kişiler için ilaç tedavisinin yanı sıra cerrahi işlemler de kullanılmaktadır. Bu işlemlerden biri de metabolik cerrahidir. Diğer yandan metabolik cerrahi işlemini diyabet hastalığı, kilo fazlalığı, tansiyon yüksekliği ve kolesterol seviyelerinin yüksekliğiyle seyreden metabolik sendromun ameliyatla tedavi edilmesi olarak da ifade etmek mümkündür.

Metabolik sendrom vücutta ciddi hasarlara yol açabilmektedir. Şeker hastalarında hastalıkları boyunca kalp krizi, görme sorunları, böbrek sorunları ve felç gibi hayatını etkileyecek önemli sorunlar ortaya çıkmaktadır. Hastalıkta tanı öncesinde damar hasarı başladığı için hastalığın tanıdan 2-3 yıl önce başlamış olduğu kabul edilmektedir. Şeker hastalığında şeker hastalarının yaklaşık yüzde 90’ı tip 2 diyabetlilerden oluşmaktadır. Bu diyabet formunda, vücut yeterli miktarda insülin üretmez veya vücuttaki hücreler insülin kullanmazlar. Vücudun enerji üretmek için glikoz veya kan şekeri kullanması gerekir. Bu işlemler için ise insülin gereklidir. Sonuç olarak, glikoz, hücrelere girmek yerine tahrip edebileceği kanda oluşur.

Tip 2 şeker hastalığının geleneksel tedavisinde fazla kiloları vermek, sağlıklı bir diyet yapmak ve düzenli egzersiz yapmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri vardır. Bu değişiklikler hastalıkta yeterince gelişme sağlamadığı zaman ise ilaçlarla tedavi devam etmektedir. Bu ilaçlar  da etkili olmazsa kişinin insülin alması gerekmektedir.

Diyabet Cerrahisi Nasıl Yapılır?

Genellikle şeker hastalığına yönelik bu geleneksel tedaviler işe yaramaz ve hastalar uzun süreli komplikasyon riski taşır. Bu nedenle metabolik cerrahi devreye girmekte ve hastalar için umut vadetmektedir. Metabolik cerrahinin tip 2 diyabeti hafifletildiği tespit edilmiştir. Bu yöntemle ince bağırsağın son kısmı, başlangıç kısmının yakınına yerleştirilmekte ve mideden çıkan gıdalar direk olarak ince bağırsağın ilk ve son kısmından ilerlemektedir.

Tip 2 diyabet çoğu zaman önde gelen ölüm nedenidir ve kalp hastalıkları, inme ve böbrek yetmezliğinden kaynaklanan morbidite ve mortaliteye önemli bir katkıda bulunur. Her yıl milyonlarca insan tip 2 diyabetin etkilerinden ölmektedir. Bariatrik cerrahideki ilerlemelerle, bu bireylerin birçoğu kurtarılabilir ve daha iyi bir sağlık ve yaşam kalitesi ile yaşayabilir.

Bariatrik cerrahi kesinlikle riskli olsa da, uzun süreli devam eden diyabet riski çoğu hasta için cerrahi işlem riskinden daha ağır basmaktadır. Bu nedenle diyabet cerrahisi doğru bir tercihtir. Metabolik cerrahi ile uzun vadede şeker ilaçlarının bırakılması mümkündür.

Çocuklarda Obeziteyi Önleme

Çocuklarda Obeziteyi Önleme

Obezite, yaşamın ilerleyen dönemlerinde potansiyel olarak ölümcül komplikasyonlara neden olabilecek ciddi bir sorun olabilir.  Çocukluk çağı obezitesi, çocukları ve gençleri etkileyen ciddi bir tıbbi durumdur. Çocuklarda obezite özellikle rahatsızlık vericidir çünkü ekstra kilolar çocuklarda yetişkin problemleri olan diyabet, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi sağlık sorunlarına neden olabilir. Çocuklarda obeziteyi önleme konusunda en iyi stratejilerinden biri, tüm ailenizin beslenme ve egzersiz alışkanlıklarını iyileştirmektir. Çocukluk obezitesinin tedavisi ve önlenmesi, çocuğunuzun sağlığını şimdiki zamanda ve gelecekte korumaya yardımcı olur.

Çocuklarda Obeziteye Neden Olabilecek Risk Faktörleri

Çoğu faktör çocuklarda aşırı kilolu olma riskini artırır. Bu faktörler şu şekildedir:

Beslenme: Hazır yiyecekler ve fırınlanmış ürünler gibi yüksek kalorili yiyecekleri düzenli olarak yemeniz çocuğunuzun kilo almasına neden olabilir. Şeker ve tatlılar da kilo alımına neden olabilir.

Egzersiz eksikliği: Fazla egzersiz yapmayan çocukların kilo almaları daha olasıdır çünkü çok fazla kalori yakmazlar.

Genetik: Çocuğunuz aşırı kilolu bir aileden geliyorsa, kilo alma olasılığı daha yüksektir. Bu özellikle yüksek kalorili yiyeceklerin her zaman mevcut olduğu ve fiziksel aktivitenin teşvik edilmediği bir ortamda oluşur.

Psikolojik faktörler: Aile stresi, çocuğun obez olma riskini artırabilir. Bazı çocuklar problemlerle başa çıkmak ya da stres gibi duygular ile uğraşmak ya da can sıkıntısıyla mücadele etmek için çok fazla yemek tüketebilir.

Obezitenin etkilerini azaltabilen belirli yaşam tarzı değişiklikleri söz konusu olsa da, çocukluk çağında bu sorunun önlenmesiyle baş etmek en iyisidir. İşte çocuk obezitesinin başlamasını nasıl önleyeceğinizle ilgili bazı ipuçları.

İyi Bir Örnek Olun

Çocuklar her şeyden önce örnekle öğrenirler ve bir çocuğun hayatında en büyük farkı bu şekilde gerçekleştirebilirsiniz. Obezite söz konusuysa, çocuklarınıza sağlıklı yemekler tüketerek iyi beslenme alışkanlıklarına uyum göstermelerini sağlamak için öncelikle siz ona iyi bir örnek olduğunuzu göstermeli ve sizi örnek almasını sağlayarak, beslenme alışkanlıklarının gelişmesini izlemelisiniz.

Olumlu Olun

Birçok kişi yalnızca sağlıklı beslenmenin olumsuz yönlerine  odaklanma eğilimindedir. Beslenme şeklinizi geliştirmeye çalışmak, düşündüğünüzden çok daha zor olabilir. Çocuklarınız için sağlıklı beslenme ve iyi görünme ya da daha enerjik olma durumlarının arasındaki bağlantıyı göstermeniz ve onları motive etmeniz önemlidir.

Eğer çocuklarınız sağlıksız besinlere yöneliyorlarsa onlara kızmak yerine anlamaya çalışmalı ve tüketmek istedikleri besinin zararlarından bahsederek ona bilgi verebilirsiniz.

Sabırlı Olun

Bir çocuğun büyüdükçe kilosunun değişeceğinin farkında olun. Çocuğunuzun neye benzeyeceğini çok fazla kontrol etmeyin, çünkü bu durum bir yeme bozukluğu geliştirme riskini doğurabilir. Çocuğunuzun yeme alışkanlıklarını öğrenin ve daha sağlıklı yeme alışkanlıklarını sabırla takip edin.

Herkesin beden, farklıdır ve gerçek şu ki bazı insanlar diğerlerinden daha fazla obezite riski altındadır. Bununla birlikte, çocuğunuzun sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmesini sağlamak için odaklanmış, özenli bir çaba harcamanız en mantıklısıdır.

Tüp Mide Ameliyatı’nın Etkileri

Tüp Mide Ameliyatı’nın Etkileri

Tüp Mide Ameliyatı'nın Etkileri'ne giriş yapmadan önce bu ameliyatın nasıl bir ameliyat olduğunu bilmek gerekir. Bu ameliyatta uygulanan yöntem , vücudumuza açılacak küçük deliklerden karın boşluğuna girilerek uygulanan bir yöntemdir. Bu yönteme tıp dilinde laparoskopik yöntem diyoruz. Ameliyatın sonucunda, vücudumuzdaki fazla kilonun %80 den fazla kısmını kaybedebildiğimizi söylemek yanlış olmayacaktır. Günümüzdeki en popüler ve sıklıkla uygulanan bariatrik cerrahi ameliyatlarından biri haline gelmiştir. Bu ameliyat ilk ortaya çıktığı zamanlarda, obeziteye maruz kalan kişilere gastrik baypas ameliyatı öncesinde uygulanan bir cerrahi müdahale idi. Ancak daha sonraları yapılan araştırmalar ve gözlenen hastalar sonucunda ikinci bir ameliyat yapılmasının gerekli olmadığı kanısına varıldı. Çünkü sadece bu ameliyat sayesinde de hastaların kalıcı bir şekilde kilo verebildiği görüldü.

Tüp mide ameliyatı'nın (Sleeve Gasrektomi), en sık uygulanan bariatrik cerrahi türlerinden biri olduğunu daha önceki makalemizde belirtmiştik. Bu operasyon sonucunda obez bireylerin midesinin, yaklaşık %80'lik bir bölümünün alınması işlemi gerçekleştirilir. İşlem sonucunda geri kalan mide tüp şeklindeki bir keseye benzer. Bu ameliyat türüne tüp mide ameliyatı denmesinin ana sebebi de budur. Operasyon sonrası sindirim sistemimizde bazı değişiklikler meydana gelir. İlk olarak yeni oluşturulan midemiz, normal mideden daha küçük bir hacimdedir. Böylelikle tüketebileceğimiz gıda miktarı ve alabileceğimiz kalori miktarı ciddi şekilde azaltışmış olur. Ameliyatın diğer bir büyük etkisi ise, ameliyat neticesinde açlık ve tokluk kan şekerimizi kontrol altına almak da dahil olmak üzere, vücudumuzdaki birtakım faktörleri etkileyen bağırsaksal hormonların üzerindeki etkisidir.

Yapılan bazı çalışmalar sonucunda tüp mide ameliyatının, diyabet hastalığının düzelmesi veya azalması açısıdan, mide baypası kadar etkili olduğunu bizlere göstermektedir. Tüp mide ameliyatı, midenin hacmini küçülterek, tutabileceği gıda miktarını da ciddi anlamda düşürmüş olur. Kilo verme hızı, gastrik baypass ile benzer şekilde çok hızlıdır. Daha farklı metodlarda olduğu gibi vücudumuza yabancı nesneler girmesini veya gıda akışının yeniden yönlendirilmesini gerektirmez. Diğer yöntemlere nazaran hastanede birkaç gün süre de olsa daha az kalabilirsiniz. Açlığımızı bastırıp, tokluğu artıran ve iştahımızı da azaltan bir takım bağırsak hormonlarında değişimlere sebep olur. Bunun yanında, bu ameliyat türü tersine çevrilemez bir ameliyattır. Vücudumuzda uzun süreli vitamin eksikliklerine neden olabilir.

Obezite ve Tip 2 Diyabet Bağlantısı

Obezite ve Tip 2 Diyabet Bağlantısı

Obezite, birçok hastalığı da beraberinde getiren bir sağlık sorunudur. Kalp hastalıkları ve bazı kanser türleri başta olmak üzere, birçok yeni sağlık problemini ortaya çıkarabilir. Obezite, sadece fiziksel zararlarla sınırlı kalan bir hastalık değildir. Psikolojik olarakta insanın sağlığına ciddi zararlar verebilen bir hastalıktır. Kalp hastalığı, felç riski, bazı kanser türleri, karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları, yüksek tansiyon ve tip 2 diyabet başta olmak üzere onlarca sağlık problemine davetiye çıkarır. Birkaç kilo almak kısa vadede büyük bir sorun gibi gözükmese de, uzun zaman içinde aşırı kiloya sebep olabilir. Yavaş yavaş ortaya çıkan sinsi bir hastalık olan obezite, erken aşamadayken tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Eğer bu hastalığı ciddiye almazsak, zamanla vücudumuzdaki kilo artacak ve önlenmesi daha zor hale gelecektir.

Obezite ve Tip 2 Diyabet  bağlantısı ise şöyledir; Yapılan araştırmalara göre tip 2 diyabet hastalığına sahip olan hastaların %80'i civarı aşırı kilolu veya obez insanlardır. Bu tabloya bakarak, obezitenin çok ciddi bir ihtimalle tip 2 diyabetle birlikte geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Obezite hastalığından muzdarip insanların nasıl tip 2 diyabete yakalandıkları halen araştırması süren konulardandır. Ortaya çıkan bulgulara göre aşırı kilolara sahip olmak, hücrelerin insüline dirençli hale gelmesine neden olarak tip 2 diyabetin ortaya çıkışına sebep olabilir. İnsülin direnci olan insanlarda kan şekeri hücreler tarafından alınamaz ve neticesinde yüksek kan şekeri meydana gelir. Kan şekeri sürekli yüksek seyrederse insülin üreten hücrelerin daha fazla yorulacağını da unutmamak gerekiyor. Bu bilgiler ışığında obezite hastası olan bir insanın tip 2 diyabet hastası olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu belirtebiliriz.

Yüksek kiloya sahip bireylerin tip 2 diyabet riski altında olduğunu aklımızda bulundurmalıyız. Eğer yüksel kiloya sahipsek bir an evvel kilo vererek tip 2 diyabete yakalanma riskini de en aza indirgemiş oluruz. Eğer halihazırda tip 2 diyabet hastalığından muzdaripseniz de hareketli bir yaşam tarzını benimseyip, kilo verediğiniz zaman kan şekeri seviyeniz yüksek ihtimalle normale dönecektir. Hareketli bir yaşam sürmek ve spor yapmak diyabet hastalarının kullanmakta olduğu ilaç sayısını da azaltacaktır. Örneğin haftada 2.5 saatlik tempolu yürüyüş yapmak obeziteye karşı bir önlem olurken aynı zamanda tip 2 diyabet riskini de ciddi anlamda azaltır.

Gastrik Bypass Sonrası Beslenme

Gastrik Bypass Sonrası Beslenme

Gastrik Bypass ameliyatı geçiren hastalar, gastrik bypass sonrası beslenme tarzlarının nasıl olması gerektiğine dair  hekimleri tarafından çok sıkı telkinlere maruz kalırlar. Hekimin temel amacı, obezite ameliyatı olmuş hastanın yeme alışkanlıklarının pozitif olarak değiştirilmesidir. Yani obeziteye yol açan sağlıksız ve kalorili gıdalarla beslenme alışkanlığı yerine, sağlıklı ve kalorisi düşük yiyeceklerle beslenme alışkanlığı kazandırmaktır. Bu ameliyat türü yıllar boyunca tıbbın ilerlemesi ile çeşitli değişiklikler geçirmiştir. Hekiminiz bu ameliyat sonrası size kaç öğün yemeniz gerektiğini ve öğünlerde ne kadar besin tüketmeniz gerektiğini net olarak açıklayacaktır.

Gastrik Bypass sonrası diyetinizi hekim kontrolünde ve düzenli şekilde takip etmek, güvenli ve sağlıklı bir şekilde kilo vermenizi sağlayacaktır. Gastrik Bypass sonrası yediğimiz gıdalara dikkat etmenin ana sebeplerinden biri de, ameliyat sonrası midenin iyileşme süresini kısa tutmaktır. Sağlıksız ve uygun olmayan gıdalarla beslenmek, operasyon sonrası midedeki iyileşmeyi yavaşlatacaktır. Yine aynı şekilde ameliyat sonrası ve daha ileriki yıllarda midenin güvenli bir şekilde sindirip zarar görmeyeceği ve tekrar kilo aldırmayacak şekilde beslenmeye adapte etmektir. Ameliyat sonrası görülebilecek çeşitli komplikasyonları önlemek için de, Gastrik Bypass sonrası hekim kontrolünde diyet yapılmalıdır diyebiliriz.

Genellikle çok aşamalı bir süreçle uygulanan bu diyet, hastaların bireysel durumuna göre de değişebilir. İlk başlarda sıvı yiyecek tüketilmesi tavsiye edilir, daha sonra ise yavaş yavaş katı yiyeceklere geçilir. Vücudunuzun iyileşme hızına göre bu geçiş daha erken veya daha geç olabilmektedir. Ameliyattan hemen sonra sadece sıvı gıdalar tüketmeniz tavsiye edilir. Süzülmüş çorba çeşitleri, kafein içermeyen içecekler, gaz içermeyen içecekler gibi gıdalar tüketilebilir. Birkaç gün bu şekilde beslenmenin ardından, püre haline getirilmiş yiyecekler yenmeye başlanabilir. Yumuşak bir macun kıvamına getirdiğiniz yumurta, süzme peynir, yumuşak ve pişmiş sebzeler tüketebilirsiniz, ancak hepsinin macun kıvamına getirildiğinden emin olmanız gerekmektedir. Bu diyetten yaklaşık iki ay kadar sonra ise, normal beslenmeye yavaş yavaş dönmeye başlayabilirsiniz. Tabiki bu herşeyi yiyebileceğiniz anlamına gelmemektedir. Kızarmış yiyecekler, ekmekler, patlamış mısır, gazlı içecekler gibi şeyler kesinlikle tüketilmemelidir. Daha detaylı bilgiyi hekiminiz size mutlaka verecektir.

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch Gastrik Bypass, Biliopankreatik Diversiyon, Duodenal Switch Gastrik Bypass, diyabet, Obezite, Obezite Cerrahisi, Tip 2 Diyabet, mide ameliyatı

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch Gastrik Bypass

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch Gastrik Bypass operasyonu, iki aşamadan oluşan bir operasyondur. İlk aşamada midenin bir kısmını çıkarılarak, daha küçük bir mide kesesi oluşturulur. Yeni mide tüpe benzeyen bir şekildedir ve boyut olarak normal midemizden daha ufak ebatlardadır. Bu işlemin ardından ince bağırsak bölünerek, midemize beslenme kanalı olacak şekilde birleştirilir. Yerleştirilen bölüme duodenum adı verilir. Distal adı verilen ince bağırsağın son kısmı ise yeni oluşturulan küçük midenin çıkışına bağlanır. Bunun neticesinde hasta yemek yediği zaman aldığı besinler, tüpe benzer bir şekli olan mide torbasından geçerek direkt olarak son bölüme boşalır. İnce bağırsağın dörtte üç kadar bir bölümü yiyecek akışı tarafından işlevsiz hale gelir. Yağ ve proteinlerin parçalanıp emilmesi için gereken safra ve pankreas enzimleri taşıyan kısım atlanmış olacaktır.

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch Gastrik Bypass ilk olarak vücudumuza giren gıda miktarını azaltmaya yardımcı olur. Bu etki ameliyattan sonraki zamanlarda azalarak, hastaların normal şekilde gıda tüketmesi mümkün hale gelir. Diğer ameliyatlardan farkı bağırsağı da içine alan bir operasyon olmasıdır. Bağırsağın ciddi bir bölümü yiyecek akışı tarafından atlanılmış olur. Bunun temel nedeni, vücut enzimlerimizle karışmayan besinler protein ve yağ emiliminin azaltılmasıdır. Bu da düşük kalori olarak bize geri dönecektir. Bu bariatrik operasyon, diğer obezite alanında yapılan cerrahi müdahaleler ile benzer şekilde, bağırsaksal hormonları, açlık ve tokluk kan şekerini etkileyen bir operasyondur. Diyabet açısından diğer bariatrik operasyonlara kıyasla en etkili cerrahi müdahale olduğunu söylemekte yanlış olmayacaktır.

Diğer obezite operasyonlarından daha fazla kilo kaybına sebep olduğunu rahatlıkla belirtebiliriz. Hastalar, operasyondan bir süre sonra normal bir şekilde beslenmelerine devam edebilirler. 5 yıllık bir süreçte %60 ila %70 civarında bir kilo kaybı mümkündür. Bu rakam hastanın takibine ve düzenli beslenmesine göre artış veya azalma gösterebilir. Bu cerrahi müdahalenin, yağ emilimini yüzde yetmişten fazla azalttığı gözlemlenmiştir. Bağırsak hormonlarında pozitif değişimlere neden olarak, iştahın azalmasına ve tokluğun artmasına sebep olur. Diğer tedavi yöntemlerine nazaran, daha uzun hastanede kalış süresi gerektirdiğini de aklımızda tutmamızda fayda var.

Obezite ve Yüksek Tansiyon Bağlantısı

Obezite ve Yüksek Tansiyon Bağlantısı

Hipertansiyon ya da halk arasındaki adıyla yüksek tansiyon hastalığı, dünya çapında milyonlarca insanın muzdarip olduğu ve en çok görülen sağlık sorunlarından birisidir. Obezite ise yüksek tansiyonun yanı sıra, diyabet, böbrek ve kalp sıkıntıları ile birlikte gelen bir hastalıktır. Yapılan araştırmalar neticesinde 2025 yılına kadar, tüm dünya genelinde tam 1.5 milyar civarı insanın yüksek tansiyon hastalığına yakalanacağı ortaya çıkarılmıştır. 90'lı yılların sonundaki hasta sayısı ile kıyaslandığı takdirde %60 bir artış söz konusudur. Yüksek tansiyon hastalığı sadece kalbi etkilemez, böbrekler ,gözler ve tüm damar sistemini etkileyen ciddi bir sağlık problemidir. Obezite ve yüksek tansiyon bağlantısı detaylı şekilde anlatılacaktır.

Yapılan araştırmalar göre, yüksek tansiyon hastalığının son yıllardaki bu denli artmasının arkasında yatan sebep olarak obezite gösterilmektedir.  Aşırı kilo yani obezite ile yüksek tansiyon arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu söylemek mümkündür. Günümüzde 1 milyardan fazla insanın aşırı kilolu olduğu tahmin ediliyor. Bu rakamın 300 milyondan fazlası ise aynı zamanda yüksek tansiyon hastası. Özellikle gelişmiş ülkelerde toplumların ciddi bir bölümü obezite hastasıdır. Kalp yetmezliği, tip 2 diabet ve yüksek tansiyon hastalığı obezitenin ortaya çıkardığı sağlık problemlerindendir. Kalp krizi riski, felç riski, kalp hastalığı riski obezite hastalarında, sağlıklı insanlara göre ciddi şekilde artmaktadır. Yüksek tansiyonun ana nedeni olarak obeziteyi göstermekte mümkündür. İnsanlarda yüksek tansiyon görülmesinin ana sebebinin %70 oranında obezite ile bağlantılı olduğu bilimsel çalışmalar neticesinde kanıtlanmıştır.

%5 Oranında bir kilo alımı neticesinde, yüksek tansiyona yakalanma riskimiz tam %30 oranında artmaktadır. İdeal kiloda olan insanların kan basınçları da normal düzeyde olacağından aşırı kilolulara göre daha az risk kapsamında bulunmaktadırlar. Yüksek tansiyon hastalığına sahip olan obezite hastalarında, böbreklerdeki sodyum emiliminin artması neticesinde kan hacminde de bir artış olduğu gözlemlenmiştir. Obezite ile birlikte gelen yüksek tansiyon böbrekleri, kalbi doğrudan etkiler. Egzersiz yapıp düzenli beslendiğimiz zaman obezite riski azalacaktır. Bunun sonucu olarak yüksek tansiyon riski de en aza inmiş olur.

Çocuklarda Obezite Hastalığı

Çocuklarda Obezite Hastalığı

Obezite, ne yazık ki sadece yetişkinleri etkisi altına alan bir hastalık değildir. Çocuklarda obezite hastalığı da günümüz şartlarında ve modern dünyanın getirdiği sağlıksız beslenme alışkanlıkları neticesinde ortaya çıkıyor. Bir çocuğun anne ve babası ile birlikte kendisi de obez ise, yetişkin bir insan haline geldiği zaman da obez olma ihtimali çok yüksektir. Bunun ana sebebi ise çocukların ebevenyleri ile birlikte yaşamaları ve ebevenylerinin yaşam tarzları ile birlikte beslenme tarzlarını da kendilerine örnek almalarıdır. Elbette ebeveynleri obez olan her çocuk ileride obez olacak diye bir genelleme yapmakta mümkün değildir. Çocuğumuzu obeziteden korumak istiyorsak, ilk önce kendimizi korumamız gerektiğini ve çocuklarımızın bizleri rol model olarak göreceğini unutmamamız gerekiyor. Obezite sadece fiziksel olarak zarar vermekle kalmaz, okul hayatında kilolarından dolayı arkadaşları tarafından alay edilmesi de psikolojik olarak çocuklarımızı yıpratacaktır.

Özellikle gelişmiş ülkelerde, yetişkinlerin yanı sıra çocuklarda da obezite hastalığının katlanarak arttığını, yapılan araştırmalar neticesinde görmekteyiz. Bunun temel sebebi, ailelerin sağlıksız beslenme alışkanlıklarından çocuklarının da zarar görmesi ve çocukların fiziksel aktivitelerinin yetersiz olmasıdır. Çağdaş dünya ile birlikte bilgisayar kullanımı, akıllı telefon kullanımı gibi fiziksel aktiviteyi kısıtlayıcı teknolojik cihazlar hepimizin hayatına girmiş oldu. Bundan sadece yetişkinler değil, çocuklar da obezite gibi hastalıklara yakalanarak ciddi zararlar görmektedirler. Obeziteye karşı önlem olarak, çocukların beslendiği gıdaların çok şekerli ve yağlı olmasını engellemek gerekir. Bunun yanında, sürekli teknolojik aletlerle ilgilenmek yerine, fiziksel aktivitelerde bulunmaları konusunda çocuklarımızı yönlendirmemiz, hem obezite yakalanma riskleri açısından, hem de her türlü sağlık problemlerine karşı önlem almak adına doğru bir yaklaşım olacaktır.

Aşırı kilolu annelerin çocuklarının, diğer çocuklara oranla daha yüksek obeziteye yakalanma riski taşıdığını bilinen bir gerçek. Yeni yapılan araştırmalar neticesinde gün ışığına çıkan önemli gelişmelerden biri de, sezaryenle doğan bebeklerin normal doğanlara oranla daha fazla obezite riski taşıdığıdır. Çocuğumuzun obeziteden uzak ve sağlıklı bireyler olmasını istiyorsak, normal doğumu tercih etmeliyiz. Şeker oranı yüksek gıdaların aşırı tüketimini engellemeliyiz. Hareketli bir yaşam tarzı edinmesine katkıda bulunmalıyız. En önemlisi ise kendimizin yüksek kilolu olmasının, çocuğumuzu da doğrudan etkileyeceğini unutmamalıyız.