Sağlıklı Yaşama Merhaba Deyin!

Adres:

Çamlıtepe Mah, TPAO Bulvarı No:265, 72070 Merkez / Batman

Tüp Mide Ameliyatı’nın Etkileri

Tüp Mide Ameliyatı’nın Etkileri

Tüp Mide Ameliyatı'nın Etkileri'ne giriş yapmadan önce bu ameliyatın nasıl bir ameliyat olduğunu bilmek gerekir. Bu ameliyatta uygulanan yöntem , vücudumuza açılacak küçük deliklerden karın boşluğuna girilerek uygulanan bir yöntemdir. Bu yönteme tıp dilinde laparoskopik yöntem diyoruz. Ameliyatın sonucunda, vücudumuzdaki fazla kilonun %80 den fazla kısmını kaybedebildiğimizi söylemek yanlış olmayacaktır. Günümüzdeki en popüler ve sıklıkla uygulanan bariatrik cerrahi ameliyatlarından biri haline gelmiştir. Bu ameliyat ilk ortaya çıktığı zamanlarda, obeziteye maruz kalan kişilere gastrik baypas ameliyatı öncesinde uygulanan bir cerrahi müdahale idi. Ancak daha sonraları yapılan araştırmalar ve gözlenen hastalar sonucunda ikinci bir ameliyat yapılmasının gerekli olmadığı kanısına varıldı. Çünkü sadece bu ameliyat sayesinde de hastaların kalıcı bir şekilde kilo verebildiği görüldü.

Tüp mide ameliyatı'nın (Sleeve Gasrektomi), en sık uygulanan bariatrik cerrahi türlerinden biri olduğunu daha önceki makalemizde belirtmiştik. Bu operasyon sonucunda obez bireylerin midesinin, yaklaşık %80'lik bir bölümünün alınması işlemi gerçekleştirilir. İşlem sonucunda geri kalan mide tüp şeklindeki bir keseye benzer. Bu ameliyat türüne tüp mide ameliyatı denmesinin ana sebebi de budur. Operasyon sonrası sindirim sistemimizde bazı değişiklikler meydana gelir. İlk olarak yeni oluşturulan midemiz, normal mideden daha küçük bir hacimdedir. Böylelikle tüketebileceğimiz gıda miktarı ve alabileceğimiz kalori miktarı ciddi şekilde azaltışmış olur. Ameliyatın diğer bir büyük etkisi ise, ameliyat neticesinde açlık ve tokluk kan şekerimizi kontrol altına almak da dahil olmak üzere, vücudumuzdaki birtakım faktörleri etkileyen bağırsaksal hormonların üzerindeki etkisidir.

Yapılan bazı çalışmalar sonucunda tüp mide ameliyatının, diyabet hastalığının düzelmesi veya azalması açısıdan, mide baypası kadar etkili olduğunu bizlere göstermektedir. Tüp mide ameliyatı, midenin hacmini küçülterek, tutabileceği gıda miktarını da ciddi anlamda düşürmüş olur. Kilo verme hızı, gastrik baypass ile benzer şekilde çok hızlıdır. Daha farklı metodlarda olduğu gibi vücudumuza yabancı nesneler girmesini veya gıda akışının yeniden yönlendirilmesini gerektirmez. Diğer yöntemlere nazaran hastanede birkaç gün süre de olsa daha az kalabilirsiniz. Açlığımızı bastırıp, tokluğu artıran ve iştahımızı da azaltan bir takım bağırsak hormonlarında değişimlere sebep olur. Bunun yanında, bu ameliyat türü tersine çevrilemez bir ameliyattır. Vücudumuzda uzun süreli vitamin eksikliklerine neden olabilir.

Obezite ve Tip 2 Diyabet Bağlantısı

Obezite ve Tip 2 Diyabet Bağlantısı

Obezite, birçok hastalığı da beraberinde getiren bir sağlık sorunudur. Kalp hastalıkları ve bazı kanser türleri başta olmak üzere, birçok yeni sağlık problemini ortaya çıkarabilir. Obezite, sadece fiziksel zararlarla sınırlı kalan bir hastalık değildir. Psikolojik olarakta insanın sağlığına ciddi zararlar verebilen bir hastalıktır. Kalp hastalığı, felç riski, bazı kanser türleri, karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları, yüksek tansiyon ve tip 2 diyabet başta olmak üzere onlarca sağlık problemine davetiye çıkarır. Birkaç kilo almak kısa vadede büyük bir sorun gibi gözükmese de, uzun zaman içinde aşırı kiloya sebep olabilir. Yavaş yavaş ortaya çıkan sinsi bir hastalık olan obezite, erken aşamadayken tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Eğer bu hastalığı ciddiye almazsak, zamanla vücudumuzdaki kilo artacak ve önlenmesi daha zor hale gelecektir.

Obezite ve Tip 2 Diyabet  bağlantısı ise şöyledir; Yapılan araştırmalara göre tip 2 diyabet hastalığına sahip olan hastaların %80'i civarı aşırı kilolu veya obez insanlardır. Bu tabloya bakarak, obezitenin çok ciddi bir ihtimalle tip 2 diyabetle birlikte geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Obezite hastalığından muzdarip insanların nasıl tip 2 diyabete yakalandıkları halen araştırması süren konulardandır. Ortaya çıkan bulgulara göre aşırı kilolara sahip olmak, hücrelerin insüline dirençli hale gelmesine neden olarak tip 2 diyabetin ortaya çıkışına sebep olabilir. İnsülin direnci olan insanlarda kan şekeri hücreler tarafından alınamaz ve neticesinde yüksek kan şekeri meydana gelir. Kan şekeri sürekli yüksek seyrederse insülin üreten hücrelerin daha fazla yorulacağını da unutmamak gerekiyor. Bu bilgiler ışığında obezite hastası olan bir insanın tip 2 diyabet hastası olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu belirtebiliriz.

Yüksek kiloya sahip bireylerin tip 2 diyabet riski altında olduğunu aklımızda bulundurmalıyız. Eğer yüksel kiloya sahipsek bir an evvel kilo vererek tip 2 diyabete yakalanma riskini de en aza indirgemiş oluruz. Eğer halihazırda tip 2 diyabet hastalığından muzdaripseniz de hareketli bir yaşam tarzını benimseyip, kilo verediğiniz zaman kan şekeri seviyeniz yüksek ihtimalle normale dönecektir. Hareketli bir yaşam sürmek ve spor yapmak diyabet hastalarının kullanmakta olduğu ilaç sayısını da azaltacaktır. Örneğin haftada 2.5 saatlik tempolu yürüyüş yapmak obeziteye karşı bir önlem olurken aynı zamanda tip 2 diyabet riskini de ciddi anlamda azaltır.

Gastrik Bypass Sonrası Beslenme

Gastrik Bypass Sonrası Beslenme

Gastrik Bypass ameliyatı geçiren hastalar, gastrik bypass sonrası beslenme tarzlarının nasıl olması gerektiğine dair  hekimleri tarafından çok sıkı telkinlere maruz kalırlar. Hekimin temel amacı, obezite ameliyatı olmuş hastanın yeme alışkanlıklarının pozitif olarak değiştirilmesidir. Yani obeziteye yol açan sağlıksız ve kalorili gıdalarla beslenme alışkanlığı yerine, sağlıklı ve kalorisi düşük yiyeceklerle beslenme alışkanlığı kazandırmaktır. Bu ameliyat türü yıllar boyunca tıbbın ilerlemesi ile çeşitli değişiklikler geçirmiştir. Hekiminiz bu ameliyat sonrası size kaç öğün yemeniz gerektiğini ve öğünlerde ne kadar besin tüketmeniz gerektiğini net olarak açıklayacaktır.

Gastrik Bypass sonrası diyetinizi hekim kontrolünde ve düzenli şekilde takip etmek, güvenli ve sağlıklı bir şekilde kilo vermenizi sağlayacaktır. Gastrik Bypass sonrası yediğimiz gıdalara dikkat etmenin ana sebeplerinden biri de, ameliyat sonrası midenin iyileşme süresini kısa tutmaktır. Sağlıksız ve uygun olmayan gıdalarla beslenmek, operasyon sonrası midedeki iyileşmeyi yavaşlatacaktır. Yine aynı şekilde ameliyat sonrası ve daha ileriki yıllarda midenin güvenli bir şekilde sindirip zarar görmeyeceği ve tekrar kilo aldırmayacak şekilde beslenmeye adapte etmektir. Ameliyat sonrası görülebilecek çeşitli komplikasyonları önlemek için de, Gastrik Bypass sonrası hekim kontrolünde diyet yapılmalıdır diyebiliriz.

Genellikle çok aşamalı bir süreçle uygulanan bu diyet, hastaların bireysel durumuna göre de değişebilir. İlk başlarda sıvı yiyecek tüketilmesi tavsiye edilir, daha sonra ise yavaş yavaş katı yiyeceklere geçilir. Vücudunuzun iyileşme hızına göre bu geçiş daha erken veya daha geç olabilmektedir. Ameliyattan hemen sonra sadece sıvı gıdalar tüketmeniz tavsiye edilir. Süzülmüş çorba çeşitleri, kafein içermeyen içecekler, gaz içermeyen içecekler gibi gıdalar tüketilebilir. Birkaç gün bu şekilde beslenmenin ardından, püre haline getirilmiş yiyecekler yenmeye başlanabilir. Yumuşak bir macun kıvamına getirdiğiniz yumurta, süzme peynir, yumuşak ve pişmiş sebzeler tüketebilirsiniz, ancak hepsinin macun kıvamına getirildiğinden emin olmanız gerekmektedir. Bu diyetten yaklaşık iki ay kadar sonra ise, normal beslenmeye yavaş yavaş dönmeye başlayabilirsiniz. Tabiki bu herşeyi yiyebileceğiniz anlamına gelmemektedir. Kızarmış yiyecekler, ekmekler, patlamış mısır, gazlı içecekler gibi şeyler kesinlikle tüketilmemelidir. Daha detaylı bilgiyi hekiminiz size mutlaka verecektir.

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch Gastrik Bypass, Biliopankreatik Diversiyon, Duodenal Switch Gastrik Bypass, diyabet, Obezite, Obezite Cerrahisi, Tip 2 Diyabet, mide ameliyatı

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch Gastrik Bypass

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch Gastrik Bypass operasyonu, iki aşamadan oluşan bir operasyondur. İlk aşamada midenin bir kısmını çıkarılarak, daha küçük bir mide kesesi oluşturulur. Yeni mide tüpe benzeyen bir şekildedir ve boyut olarak normal midemizden daha ufak ebatlardadır. Bu işlemin ardından ince bağırsak bölünerek, midemize beslenme kanalı olacak şekilde birleştirilir. Yerleştirilen bölüme duodenum adı verilir. Distal adı verilen ince bağırsağın son kısmı ise yeni oluşturulan küçük midenin çıkışına bağlanır. Bunun neticesinde hasta yemek yediği zaman aldığı besinler, tüpe benzer bir şekli olan mide torbasından geçerek direkt olarak son bölüme boşalır. İnce bağırsağın dörtte üç kadar bir bölümü yiyecek akışı tarafından işlevsiz hale gelir. Yağ ve proteinlerin parçalanıp emilmesi için gereken safra ve pankreas enzimleri taşıyan kısım atlanmış olacaktır.

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch Gastrik Bypass ilk olarak vücudumuza giren gıda miktarını azaltmaya yardımcı olur. Bu etki ameliyattan sonraki zamanlarda azalarak, hastaların normal şekilde gıda tüketmesi mümkün hale gelir. Diğer ameliyatlardan farkı bağırsağı da içine alan bir operasyon olmasıdır. Bağırsağın ciddi bir bölümü yiyecek akışı tarafından atlanılmış olur. Bunun temel nedeni, vücut enzimlerimizle karışmayan besinler protein ve yağ emiliminin azaltılmasıdır. Bu da düşük kalori olarak bize geri dönecektir. Bu bariatrik operasyon, diğer obezite alanında yapılan cerrahi müdahaleler ile benzer şekilde, bağırsaksal hormonları, açlık ve tokluk kan şekerini etkileyen bir operasyondur. Diyabet açısından diğer bariatrik operasyonlara kıyasla en etkili cerrahi müdahale olduğunu söylemekte yanlış olmayacaktır.

Diğer obezite operasyonlarından daha fazla kilo kaybına sebep olduğunu rahatlıkla belirtebiliriz. Hastalar, operasyondan bir süre sonra normal bir şekilde beslenmelerine devam edebilirler. 5 yıllık bir süreçte %60 ila %70 civarında bir kilo kaybı mümkündür. Bu rakam hastanın takibine ve düzenli beslenmesine göre artış veya azalma gösterebilir. Bu cerrahi müdahalenin, yağ emilimini yüzde yetmişten fazla azalttığı gözlemlenmiştir. Bağırsak hormonlarında pozitif değişimlere neden olarak, iştahın azalmasına ve tokluğun artmasına sebep olur. Diğer tedavi yöntemlerine nazaran, daha uzun hastanede kalış süresi gerektirdiğini de aklımızda tutmamızda fayda var.

Obezite ve Yüksek Tansiyon Bağlantısı

Obezite ve Yüksek Tansiyon Bağlantısı

Hipertansiyon ya da halk arasındaki adıyla yüksek tansiyon hastalığı, dünya çapında milyonlarca insanın muzdarip olduğu ve en çok görülen sağlık sorunlarından birisidir. Obezite ise yüksek tansiyonun yanı sıra, diyabet, böbrek ve kalp sıkıntıları ile birlikte gelen bir hastalıktır. Yapılan araştırmalar neticesinde 2025 yılına kadar, tüm dünya genelinde tam 1.5 milyar civarı insanın yüksek tansiyon hastalığına yakalanacağı ortaya çıkarılmıştır. 90'lı yılların sonundaki hasta sayısı ile kıyaslandığı takdirde %60 bir artış söz konusudur. Yüksek tansiyon hastalığı sadece kalbi etkilemez, böbrekler ,gözler ve tüm damar sistemini etkileyen ciddi bir sağlık problemidir. Obezite ve yüksek tansiyon bağlantısı detaylı şekilde anlatılacaktır.

Yapılan araştırmalar göre, yüksek tansiyon hastalığının son yıllardaki bu denli artmasının arkasında yatan sebep olarak obezite gösterilmektedir.  Aşırı kilo yani obezite ile yüksek tansiyon arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu söylemek mümkündür. Günümüzde 1 milyardan fazla insanın aşırı kilolu olduğu tahmin ediliyor. Bu rakamın 300 milyondan fazlası ise aynı zamanda yüksek tansiyon hastası. Özellikle gelişmiş ülkelerde toplumların ciddi bir bölümü obezite hastasıdır. Kalp yetmezliği, tip 2 diabet ve yüksek tansiyon hastalığı obezitenin ortaya çıkardığı sağlık problemlerindendir. Kalp krizi riski, felç riski, kalp hastalığı riski obezite hastalarında, sağlıklı insanlara göre ciddi şekilde artmaktadır. Yüksek tansiyonun ana nedeni olarak obeziteyi göstermekte mümkündür. İnsanlarda yüksek tansiyon görülmesinin ana sebebinin %70 oranında obezite ile bağlantılı olduğu bilimsel çalışmalar neticesinde kanıtlanmıştır.

%5 Oranında bir kilo alımı neticesinde, yüksek tansiyona yakalanma riskimiz tam %30 oranında artmaktadır. İdeal kiloda olan insanların kan basınçları da normal düzeyde olacağından aşırı kilolulara göre daha az risk kapsamında bulunmaktadırlar. Yüksek tansiyon hastalığına sahip olan obezite hastalarında, böbreklerdeki sodyum emiliminin artması neticesinde kan hacminde de bir artış olduğu gözlemlenmiştir. Obezite ile birlikte gelen yüksek tansiyon böbrekleri, kalbi doğrudan etkiler. Egzersiz yapıp düzenli beslendiğimiz zaman obezite riski azalacaktır. Bunun sonucu olarak yüksek tansiyon riski de en aza inmiş olur.

Çocuklarda Obezite Hastalığı

Çocuklarda Obezite Hastalığı

Obezite, ne yazık ki sadece yetişkinleri etkisi altına alan bir hastalık değildir. Çocuklarda obezite hastalığı da günümüz şartlarında ve modern dünyanın getirdiği sağlıksız beslenme alışkanlıkları neticesinde ortaya çıkıyor. Bir çocuğun anne ve babası ile birlikte kendisi de obez ise, yetişkin bir insan haline geldiği zaman da obez olma ihtimali çok yüksektir. Bunun ana sebebi ise çocukların ebevenyleri ile birlikte yaşamaları ve ebevenylerinin yaşam tarzları ile birlikte beslenme tarzlarını da kendilerine örnek almalarıdır. Elbette ebeveynleri obez olan her çocuk ileride obez olacak diye bir genelleme yapmakta mümkün değildir. Çocuğumuzu obeziteden korumak istiyorsak, ilk önce kendimizi korumamız gerektiğini ve çocuklarımızın bizleri rol model olarak göreceğini unutmamamız gerekiyor. Obezite sadece fiziksel olarak zarar vermekle kalmaz, okul hayatında kilolarından dolayı arkadaşları tarafından alay edilmesi de psikolojik olarak çocuklarımızı yıpratacaktır.

Özellikle gelişmiş ülkelerde, yetişkinlerin yanı sıra çocuklarda da obezite hastalığının katlanarak arttığını, yapılan araştırmalar neticesinde görmekteyiz. Bunun temel sebebi, ailelerin sağlıksız beslenme alışkanlıklarından çocuklarının da zarar görmesi ve çocukların fiziksel aktivitelerinin yetersiz olmasıdır. Çağdaş dünya ile birlikte bilgisayar kullanımı, akıllı telefon kullanımı gibi fiziksel aktiviteyi kısıtlayıcı teknolojik cihazlar hepimizin hayatına girmiş oldu. Bundan sadece yetişkinler değil, çocuklar da obezite gibi hastalıklara yakalanarak ciddi zararlar görmektedirler. Obeziteye karşı önlem olarak, çocukların beslendiği gıdaların çok şekerli ve yağlı olmasını engellemek gerekir. Bunun yanında, sürekli teknolojik aletlerle ilgilenmek yerine, fiziksel aktivitelerde bulunmaları konusunda çocuklarımızı yönlendirmemiz, hem obezite yakalanma riskleri açısından, hem de her türlü sağlık problemlerine karşı önlem almak adına doğru bir yaklaşım olacaktır.

Aşırı kilolu annelerin çocuklarının, diğer çocuklara oranla daha yüksek obeziteye yakalanma riski taşıdığını bilinen bir gerçek. Yeni yapılan araştırmalar neticesinde gün ışığına çıkan önemli gelişmelerden biri de, sezaryenle doğan bebeklerin normal doğanlara oranla daha fazla obezite riski taşıdığıdır. Çocuğumuzun obeziteden uzak ve sağlıklı bireyler olmasını istiyorsak, normal doğumu tercih etmeliyiz. Şeker oranı yüksek gıdaların aşırı tüketimini engellemeliyiz. Hareketli bir yaşam tarzı edinmesine katkıda bulunmalıyız. En önemlisi ise kendimizin yüksek kilolu olmasının, çocuğumuzu da doğrudan etkileyeceğini unutmamalıyız.

Ameliyat Sonrası Vitamin ve Mineral Takviyesi

Ameliyat Sonrası Vitamin ve Mineral Takviyesi

Bariatrik cerrahi, kilo veren hastaların bu yolculuğuna eşlik eden en önemli cerrahi dallarındandır. Obezite sonrası yeni başlangıcınızda, bariatrik cerrahinin yeri büyüktür. Bu hastalık ömür boyu süren bir hastalıktır ve kalıcı olarak herhangi bir ilaç, ameliyat veya diyet ile tedavi edilmesi ne yazık ki mümkün değildir. Ancak, obezite ameliyatı sonrası kendinize dikkat ettiğiniz sürece, sağlıklı bir yaşam sürmeniz mümkündür. Beslendiğiniz gıdalara dikkat etmek, hareketli ve aktif bir yaşam sürmek, hekiminizin önerilerini dikkate alarak düzenli aralıklarla kontrole gitmek sağlıklı yaşam için kapıları size sonuna kadar açacaktır.

Ameliyat sonrası vitamin ve mineral takviyesi'ne bağlı olmanız gerekmektedir. Ömür boyu kullanmanız gereken bazı ilaçlar verilebileceğini de unutmayın. B12, kalsiyum, multivitaminler gibi vitamin ve mineral türleri bu takviye ilaçlara örnek olarak sunulabilir. D vitamini, kalsiyum takviyesi, multivitaminler ve bazen de demir ve B12 vitamini takviyeleri genel olarak bu operasyonlar sonrası hekimler tarafından hastalarına verilirler. Bu işlemlere ek olarak bazen de yağda çözünen vitaminler ek olarak hastaya verilebilir. Bu tür vitamin ve mineral takviyeleri genellikle hekimler tarafından hastaya ömür boyu kullandırılır.

Hastaların birçoğu günde 60 ile 80 gram arası protein alır ancak istisnalar da bulunmaktadır. Bazı hastalara ameliyat türlerine ve metobolizmalarına göre daha farklı protein takviyeleri yapılabilir, bu konuda ayrıntılı bilgiyi hekiminiz size verecektir. Protein ağırlıklı beslenmek daha uzun süreli tokluk hissine neden olur. Protein içeren besinleri her öğüne dahil ederseniz, bir dahaki öğüne kadar daha az acıkırsınız. Kas kütlelerinizi korumak için, kilo verme döneminizde proteine ihtiyacınız vardır. Eğer ameliyat sonrası yeterli protein alamazsanız, vücut gereken proteini kaslarınızdan alacaktır ve bu  da kaslarınızın erimesine neden olacaktır. Vücudumuz depolanmış yağı yakmak için sıvıya ihtiyaç duyar. Ameliyat sonrası yanınızda sürekli su bulundurmanızda fayda olduğunu da aklınızda bulundurmalısınız. Su, vüdudumuzun çalışması için ihtiyaç duyulan en önemli maddelerden biridir. Baş ağrısı, baş dönmesi gibi belirtiler yeterli su alınmadığının işareti olabilir. Ameliyat sonrası su tüketimine dikkat etmeniz, sağlıklı kilo vermeniz için çok önemlidir.

Bariatrik Cerrahi Hakkında Yanlış Bilinenler

Bariatrik Cerrahi Hakkında Yanlış Bilinenler

Modern toplumlarda hızla artan obezite oranı, beraberinde bariatrik cerrahi operasyonlarını da getirmektedir. Ancak bu operasyonlar hakkında insanlar tarafından sıkça yanlış fikirlere kapıldığı da bir gerçektir.

Obezite Cerrahisi
Obezite Cerrahisi

Obezite operasyonu geçiren kişilerin kısa süre sonra tekrar kilo aldığı söylenir. Ancak yapılan araştırmalara göre hastaların birçoğu ameliyattan sonra tekrardan yüksek kilolar almazlar. Hastaların yüzde elli kadarlık bir kısmı operasyondan bir süre sonra düşük miktarda kilolar alabilmesine rağmen, ameliyat öncesi dönemdeki kilolarına dönen hasta sayısı çok değildir. Yani bariatrik operasyon sonrası tekrardan aşırı kilolu olan hasta sayısı çok azdır.

İnsanların vücut kitle endeksi arttıkça ömürlerinin azaldığı bilimsel bir gerçektir. Obezite hastalarında görülen tip 2 diyabet, yüksek tansiyon ve bunun gibi birçok hastalık bariatrik operasyonlar sonrası ölme riskinden daha fazladır. Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre her bin hastadan yaklaşık bir tanesi bariatrik operasyonlar neticesinde hayatını kaybetmektedir. Bu oran kalça protezi ameliyatı ile hayatını kaybeden hastaların oranından bile daha az bir orandır. Obezite hastalarının kötü sağlık durumları olsa da bariatrik operasyonlar sonrası hayatlarını kaybetme riskleri son derece düşüktür diyebiliriz.

Obezite Cerrahisi
Obezite Cerrahisi

Bariatrik operasyonlar, kalori alımını azaltarak, vücuda giren besin miktarının düşük tutulmasını hedefler. Bunun sonucunda bağırsaktan vücuda  giren vitamin ve mineral oranı yetersiz kalabilir. Vitamin ve mineral akviye ilaçları ile tedavi edilen hastaların bu eksiklikleri giderilebilir.Sık sorulan sorulardan biri de özellikle tüp mide ameliyatı sonrası vücudumuzda kalan titanyum staplerler MR cihazı gibi metale duyarları makinelerde sorun olur mu? Sorusudur. Bariatrik cerrahi operasyonlarında kullanılan tüm staplerler nonferromagnetiktir yani paslanmaz çeliğin manyetik alanından etkilenmeyecek yapıdadırlar. 3 Tesla ve altında olmak kaydıyla hiçbir MR cihazında sorun çıkarmayacaklardır. Bu staplerleri taşıyan hastalar da MR çekiminde herhangi bir zarar görmezler. Ancak şunu da belirtmekte fayda var ki MR çekilirken bu malzemelerin bir takım görüntü parazitlenmelerine yol açabileceği de ihtimal dahilindedir. Kısacası herhangi bir bariatrik ameliyat geçirmiş insanların MR cihazına girerken sağlık açısından endişeleneceği herhangi bir durum yoktur.

Bariatrik Cerrahi ve Gastrik Bypass, Obezite, Obezite Cerrahisi, Tip 2 Diyabet, mide ameliyatı, Gastrik Bypass, tüp mide ameliyatı öncesi, tüp mide ameliyatı sonrası

Bariatrik Cerrahi ve Gastrik Bypass

Bariatrik cerrahi operasyonları neticesinde, midemizin kapasitesi dahilinde alabileceği gıda miktarı ciddi anlamda kısıtlanmış olur. Bariatrik cerrahi'nin temel amacı, midenin kapasitesini azaltarak, bunun neticesinde besin maddesi alımının sınırlandırılması ve bu yolla kilo kaybedilmesinin sağlanmasıdır. Bariatrik cerrahi operasyonları geçiren insanlarda, genel olarak hormonal değişimler de meydana gelir. Bariatrik cerrahi dalında operasyon geçiren insanların, ameliyatla birlikte psikiyatrist yardımı almaları da hekimler tarafından sıklıkla tavsiye edilmektedir.

Obezite Cerrahisi

Günümüzde tıbbın gelişmesiyle birlikte, bariatrik cerrahi'nin de farklı prosedürlerle uygulanması mümkün hale gelmiştir. En çok uygulanan ameliyat türleri ise, mide bypass'ı, tüp mide ameliyatı, mide kelepçesi dediğimiz gastrik band ve iki aşamalı bir ameliyat olan duodenal switch ile biliyopankreatik  diversiyondur. Bu saydığımız ameliyatların her birinin kendine göre birtakım avantaj ve dezavantajları bulunur.

Bu makalemizde gastrik bypass'ı, yani mide bypass'ını inceleyeceğiz.

Mide bypass'ı sıklıkla gastrik bypass olarakta adlandırılır. Bu ameliyat türünü bariatrik cerrahinin 'altın standart'ı olarak kabul edilen yöntem olması sebebiyle ön plana koyabiliriz. İlk etapta midenin üst kısmının bölünerek, yaklaşık olarak 30 milimlik küçük bir mide kesesi yapılır. Bu aşamdan sonra ince bağırsağın ilk kısmı bölünür ve bölünmüş ince bağırsağın alt kısmındaki ucu ortaya çıkartılır. Ortaya çıkan bu bağırsak ucu yeni yapılan mide kesesine bağlanır. Bölünmüş ince bağırsağın üst kısmını ince bağırsağa bağladığımızda işlem tamamlanmış olur. Gastrik bypass neticesinde yeni yapılan mide normaldeki midenizden çok daha küçüktür ve bu da doğal olarak az besin tüketmenize neden olur. Az besin tükettiğiniz zaman vücudunuza giren kalori miktarı da bir hayli düşecektir. En önemlisi ise, besin akışının tekrardan yönlendirilmiş olmasıdır.

Bu tedavi sonucunda %60 - %80 civarı bir kilo kaybı mümkün hale gelmektedir ve bunun neticesi olarak, tüketebileceğiniz yiyecek miktarı ciddi anlamda azaltılmış olur. İştahınızı azaltıp tokluğunuzu ise arttıran bağırsak hormonlarında pozitif şekilde değişimlere neden olur. Bunların yanında riskleri de bulunan bu ameliyat, diğer yöntemlere nazaran daha büyük komplikasyonlara neden olabilir. Operasyon uygulanan hastada vitamin ve mineral bakımından eksiklikler de gözlenebilmektedir. Bu operasyonda, diğer yöntemlerle kıyaslarsak biraz daha uzun süreli olarak hastanede kalındığını söylemek mümkündür.